Mimari Proje Üzerindeki Telif Hakkının Kapsamı

GİRİŞ

Mimari projelere ilişkin telif haklarının kapsamı ile hangi yapıların mimari eser koruması kapsamında olduğu konusu yargı mercilerini uzun zamandır meşgul eden bir konudur. Ancak bu alanda ne ilk derece mahkemelerinin ne de Yargıtay’ın kararlarının yeterli seviyede istikrar kazanmadığı görülmektedir. 2000′li yıllardan bu yana bir çok başarılı karar görülmekte iken Yargıtay’ın yakın bir zaman önce vermiş olduğu bir onama kararında yer verilen gerekçe, bu hususu teyit etmektedir. Aşağıda bu karara ve kısa bir değerlendirmeye  yer verilecektir.

PROBLEM

Davacı vekili, malikleri davalılar olan İdeal Öğrenci Yurdu olarak anılan taşınmazın mimari telif hakkının müvekkiline ait olduğunu, binanın 1974 yılında 6 kat olarak inşa edildiğini, daha sonra müvekkilinin muvafakati olmaksızın cephe değişikliği ve kat ilavesi yapıldığını, ancak 2005 yılında öğrendiklerine göre binanın İdeal Öğrenci Yurdu tarafından eğitim tesisi haline getirilerek gerek iç yapısında, gerekse dış yapısında esaslı değişikliklere gidildiğini, müvekkilinin maddi itibar ve ününü oluşturan ve devam ettiren eserinin, mimari telif hakkına haksız ve hukuka aykırı tecavüzün ref’ini, binanın eski hale getirilmesini, FSEK 68/2.maddesi uyarınca proje bedelinin 3 katı oranda 75.000,00 YTL maddi ve 25.000,00 YTL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar, davacının taşınmaz üzerine yaptırılan inşaatın 1973 yılında mimari projesini çizdiğini, inşaatın 1974 yılında bitirildiğini aradan 32 yıl geçtikten sonra açılan davanın zamanaşımına uğradığını, gayrimenkulün maliklerinin yalnızca kendileri olmayıp, diğer maliklerin davalı gösterilmemesi nedeniyle kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini, davacının tazminat talep hakkının bulunmadığını belirterek davanın reddini istemişlerdir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, anılan taşınmazın son proje tadilatı durumuna göre tekrar inşaat ruhsatı verilerek çekme kata ilave inşaat izninin 28.12.1978 tarihinde verildiği FSEK’nun 68.maddesindeki farazi sözleşme görüşü dikkate alındığında somut olayda Borçlar Kanunun 125.maddesindeki 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

YARGITAY KARARI

5846 sayılı FSEK’nun 2/3.maddesine göre; “Bedii vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette fotoğraf eserleriyle, her nevi haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topoğrafyaya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri” ilim ve edebiyat eserleri kategorisi içerisinde yer alır ve eser sayılır. Estetik değere sahip olan mimari eserler ise FSEK’nun 4/3.maddesi anlamında güzel sanat eseri kabul edilir. Anılan Yasanın 2/3. maddesinden her nevi mimari projenin eser mahiyetinde olduğu anlamı çıkıyor ise de, yasanın korumasından yararlanacak bir eser olup, olmadığı, bu hükmün Yasanın 1/B maddesi hükmüyle birlikte değerlendirilerek sahibinin hususiyetini taşıyıp taşımadığının tespitine bağlıdır.

Dosyada mevcut 20.03.2007 tarihli bilirkişi raporunda projenin müellifinin yaratıcı hususiyetini taşımadığı belirlenmiş, davacı tarafından bu belirlemenin aksine hususiyet ve özgünlüğün projenin hangi elemanlarında görüldüğüne dair somut veriler ortaya konulmamıştır. Gerçekten de belirli bir mesleki öğrenim sonucunda yapılan mimari çizimlerin FSEK anlamında eser olarak kabulü mümkün değildir. Bu durumda mahkemece davanın davacıya ait mimari projenin eser niteliğini taşımaması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken bu aşamada tartışılmasına gerek olmayan zamanaşımından reddine karar verilmesi doğru değilse de; sonucu itibarıyla doğru olan kararın HUMK’nun 438/son maddesi hükmü uyarınca gerekçe değiştirmek suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.

11. HD., 11.02.2010, E.2008/5296, K.2010/1568 (Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, 12.02.2008, 2006/87 E. 2008/18 K. kararı)

DEĞERLENDİRME

Bir yapının inşaında kullanılan ve bilimsel ve teknik ilkelere göre hazırlanmış olan mimari projeler FSEK m.2 anlamında sahibinin hususiyetini taşıyan bir eser olarak kabul edilir. Yapı 1973 yılında inşa edilmiş ve halen kullanılmak olduğuna göre bilirkişi raporunda “projenin müellifinin yaratıcı hususiyetini taşımadığı” tespiti isabetli görülmemektedir. Yargıtay’ın “davacı tarafından bu belirlemenin aksine hususiyet ve özgünlüğün projenin hangi elemanlarında görüldüğüne dair somut veriler ortaya konulmadığı” tespiti de aynı niteliktedir. Zira uyuşmazlık konusu mimari proje olduğunda, davacının, çizilen, kullanılan bir projenin FSEK 2 anlamında hususiyeti bakımından bir delil ikamesine ihtiyaç olmamalıdır.

Yargıtay kararında geçen “belirli bir mesleki öğrenim sonucunda yapılan mimari çizimlerin FSEK anlamında eser olarak kabulü mümkün değildir” tespiti de isabetli görülmemektedir. Zira, kanunda bunu engelleyen bir düzenleme bulunmamaktadır. Mimari eğitiminin amacı, öğrencilere bilimsel ve teknik ilkelere göre bir yapının projelendirilmesi yeteneğinin kazandırılmasıdır. Ancak Yüksek mahkemenin bu yaklaşımı, “belirli bir mesleki öğrenim sonucunda yapılan her mimari çizimin FSEK anlamında güzel sanat eseri olarak kabulü mümkün değildir” şeklinde kabul edilebilir. Zira, mimarlık eğitimini tamamlayan herkesten bir güzel sanat eseri ortaya koyması beklenemez.

Yargıtay kararı sonuç olarak isabetli olmakla birlikte, gerekçesi itibariyle böyle değildir. Bu karar aynı zamanda 2000’lerden bu yana mimari telif hakları alanında eskiye nazaran daha isabetli karar veren Yüksek Mahkemenin konuya bakış açısının henüz netlik kazanmadığını göstermesi açısından dikkate değer görülmektedir.